Neye Gülerler?

Orhan Seyfi Orhon

Merak ediyorum: Birtakım suçlular zabıtaca yakalanıp resimleri çekildiği zaman neye gülerler acaba? Gazetelerde resimlerinin çıkacağını düşünerek: “günün kahramanı olacağız!” diye seviniyorlar mı? Yoksa yaptıklarına nedamet duyacakları yerde, onunla iftihar mı ederler?

Bir değil, beş değil, on değil, bu hep böyle! 

Büyük, küçük birçok suçluları gazetelerde hep böyle gülüyor, görüyorum! Maazallah, adam öldüreni, gülüyor! Arkadaşını bıçaklayanı gülüyor! Metresini boğazlayanı, gülüyor! Gangsterlik, haydutluk, dolandırıcılık, hırsızlık edenleri gülüyor, gülüyor!...

Geçenlerde Erenköyünde bir köşkten üç hırsız üçyüz altın çalmıştı. İçlerinden biri öbür ikisini haber verip yakalattı. Bu iki hırsızın gazetede çıkan resimlerine bakıyorum: birinin otuz iki dişi meydanda, gözleri âdeta keyfinden süzülmüş gülüyor! Öbürü, dudağında kahkahasını güçlükle zapdetmiye çalışarak, yanakları tebessüm çizgileriyle kat kat olmuş gülüyor?

Yoksa bu da bir “aşağılık duygusu” belirtisi midir? Utandıklarını, nedamet ettiklerini gülüşleriyle saklamaya mı çalışıyorlar? Böyleyse olduklarından biraz daha kötü, biraz daha akılsızdırlar. Bir suçlu için yaptığından utanıp nedamet etmek, bir iyilik emaresi, bir salah istidadı nişaneidir. Bunu yok etmeye çalışılır mı?

“Gülmez” gibi insanı hayvandan ayıran en güzel vasfın kötüye kullanılışına sinirleniyorum. Hakimin yerinden olsam, bu gülüşleri, suçu ağırlatıcı sebeplerden sayardım!

Gülmenin türlü şekilleri haksında şairlerin yazdığı mısralar hatırıma geliyor: Acısı, sinsisi, öflekisi, âşıkânesi, kahramacası… 

Bunlarınkini hangi kısmına koyup değerlendirebilirsiniz? Hamit, acı gülüşü hasta karısı Fatma hanımın ağzından ölüm sözünü duyduğu zaman güldüğünü söyleyen şu çok güzel mısraları ile canlandırıyor:

“Ölmek… dedi, kahkahayla güldüm,
Güldüm, fakat, ah içimden öldüm!...”

 

Âli Paşa müstehziymiş. Sinsi, sinsi tehlikeli gülermiş. Ziya Paşa, onun bu tehlikeli gülüşünden korktuğunu yazıyor:

“Yaktı nice canlar o nezaketle tebessüm, 
Şirin dahi kastetmesi cana gülerektir!.”

Enderunlu Vasıf, şuh ve çapkın gülüş anlatıyor:
““Gülerim kahkaha-i ye’s ile çığlıklarına!..”

Fikret, öfkeli, hırçın gülüşü:
“Gülerim kahkaha-i ye’s ile çıklıklarına!..”

Hâşim, âşıkâne, ihtiraslı gülüşü:
“İşveyle, fısıtıyla, gülüşüyle,
Olmuş şeb-i sevda yine bihap!”

Yahya Kemal kahramanca gülüşü:


“……. Bir kanlı sevinç
Kahkahasıyla bu hevvalenin en genç, en dinç
Şehsuvarını kılıç koymamak azmiyle kına,
Dolu dizgin gidiyorlardı akından akına!”

Bu hırsızların gülüşü bunların hiç birine benzememektedir: 300 Reşadiye altını çalıp paylaştıktan sonra arkadaşla hamama gitmişler. Bir taraftan yıkanıp bir taraftan da – meslek icabı – birbirlerini soymayı düşünmüşler. İlk yıkanıp çıkan (160) altını çalıp sıvışmış. İkincisi geriye kalan (140) altını alıp kaçmış. Üçüncüsü de gidip polise haber vererek kendilerini yakalatmış. Altınlar müsadere edilmiş, onlara cezaların çekmekten başka bir şey  kalmamış. Oturup ağlaşacaklarına gülüyorlar? Bir divan şairinin şu meşhur mısraı tam onlara göre: 

“Güleriz ağlanacak hâimize!”