NEVRUZ

Safiye Erol

   O gün zaten sevinçli kalkmıştım. Önsezimi daha da parlatmak ister gibi bu sabag postası birkaç şirin mektupla pakistanlı şair İkbal merhumun (Peyami meşrik) adlı eserini getirdi. Bu kitabı okuyamadım diye sızlanışımdan mütercim Profesör Ali Nihat Tarlan haberdar olmuş, bir nüsha (Şarktan haber) lütfetmiş.

   Kudretli şairin büyüsü ile ben cem-i ayinlerine daldım gitti. Ortalık gün güneşlik, gül gülistanlık, şimdi bahar başlangıcı Nevruz Bayramıdır. Güneşin Koyun borcuna girişini eski İranlılar yılbaşı saymışlar, kutlamışlar.  Selçuk Türkleri aynı adeti gütmüş, Osmanlı Türkleri de yer yer Nevruz’a itibar göstermişler. Manisanın Mesir bayramı meşhurdur. Eski İstanbul, baharlı macunlar yiyerek gelenek tutmuş. Kaç türlü yılbaşı vardır? Hicri, Miladi, İbrani… Eski Hind takvimini, Çinlilerin fareli baykuşlu takvimini, Japonyanınkini düşünürsem.. Hele Miladinin Jüliyen’nine, Gregorgiyen’ine uzanırsam.. Ha bir de devletin mali yılı var ki erbabı bilir. Bu çatal çatal zaman hesabiyle zihnim karışacak, sırası mı sanki. (Peyami Meşrik) ılıcacık, yumuşacık, esti. Mesir macunu tadında sindi. Allahaısmarladık, ben gidiyorum Nevruz kutlamağa.

   Anadolu yakasına geçtim. Saharyi Cediddeki köşkte pencereleri Kayışdağı silsilesine bakan gniş odada eski dostlarımı toplu buldum. Ak sakallı büyük babanın önünde bir masa, masanın üzerinde demet demet sünbüller, menekşeler fulyalar vardı. Tepeleme dolu şeker tabakları hazır duruyordu. Ailenin yakınları, çoğu Rumeli çocukları akın ediyordu. Ocak terbiyesi almış derli toplu erkekler, Nevruz şerefine al yemeniler bağlamış sade ve vakur Rumeli bacıları gördüm. Köklü bir muhabbetin sıcak havası içinde dizdize sıkıştık, ama hepimizde ne kadar rahattık. Büyük baba rahlesi başında Kur’anı Kerim okudu. Eski metinlerden Hazreti Alinin doğumunu nakletti. Sonra bu can cana beraber pişmiş topluluk bir ağızdan ilahilere geçti. Dualar edildi, milletin ümmetin zafer ve saadetine yürekten amin dedik. Herkese okunmuş şekerler dağıtıldı. Çocuklarını getirmemiş bulunanlar , yahut evde hastası olanlar şekerden ayrıca çantalarına aldılar. Merasimi idare eden büyük babanın en ince teferruatı bile gözetişine hayran kaldım. Şimdi süt bardakları dolaştılırıyor. Adet böyleymiş, Nevruz’da mutlaka süt içilecek. Sıra geldi çocuklara. Hemen bir sınıf dolduracak kadar var yavrular. Büyük baba masa başında onlara sesleniyor.. Ne hoş şakalaşıyor bilseniz.  Anlayıverin canım, yedisinden yetmişine kadar bütün ruhlara büyükbaba hakim. Herkesin vakit ve zamanını biliyor, herkesin hakkını gereğince dağıtıyor. Çocuklara şekerler attı, boyalı yumurtalar fırlattı. Ferma vaziyetinde dizilmiş yumurcaklar hepsini havadan kaptılar. Daha sonra çiçekler avuç dolusu, hanımlar tarafına serpildi. Kısmetimize ne düştüyse; sünbül mü, nerkis mi başımıza taktık. Yer sofraları kuruldu, eski usul icabınca kadın erkek ayrı oturuldu, muhabbet badesi devran etmek için izin çıktı. Arada hep Rumeli havaları bir ağızdan okunuyordu. Ben bu seslerin ta canevimde tınladığını duyarım. Ecdadımın toprağından: Balkan dağlarından, Rumeli yaylalarından esen rüzgarla senli benli çok ince, çok mahrem bir macera geçirir, anlatılamaz ki nasıl içlenirim. Belki de bu türkülerin destana çalan makamı  Oğuzname okuyan eski ozanlardan bergüzar kalmış nağmelerdir.- Meclisimizin şevki, ahenkle köpürerek kabarıyor. Bahçede çocuklar seksek oynuyor, sofada çocukla büyük arası palazlar, çalpara takmış köçekçeler kıvırıyor. Tam gurub saati, karşıki dağlar tatlı mahzun gölgelenmede. Başı yemeni kundaklı (Nevrokop) lu bir hanım: “A daylar daylar.. sılada yarım aylar…” diye başladı. Türk halk ruhunun bütün dünya cevherlerini gölgede bırakacak bir asaletle billur bağlayışına müjde çağıran uzun dalgalı çekik sesler.

   Güzelliklerini rastgele yağma ettirmemek için sanki ortadan silinmiş, seçme saf gönüllere sığınıp gizlenmiş atalar yadigarı sözler. Can kulağiyle dinleyen, bu seslerin ötesinde çehreler görebilir. Öyle çehreler ki insan bakımına takat getiremez ve elleriyle yüzünü örter. Çünkü meydanda dalga dalga dolanan işte onalrdır, ta kendileri: Harasan erleri, Urumeli serverleri

   Kökleri Orta Asyada dalı budağı Balkanlarda olan ey soyum ağacı Sonsuz bereketle daima yeşer, filizlerini canla kanla sana bağlı ve sadık olan ben çocuğundan sana sevgi selam olsun.