Köyden Şehire Göç

Cavit Orhan Tütengil

 

Dünya Sağlık Teşkilâtı’nın yeryüzünün bütün ülkelerinde 7 Nisan 1966 “Sağlık Günü” ne konu olarak “İnsan ve Şehir”i seçmesi çok düşündürücüdür. Az gelişmiş ülkelerin uygarlık savaşı bu iki kelime içinde cereyan ettiği gibi gelişmiş ülkelerin uyarlığı sürdürme ve koruma savaşı da gene aynı çerçeve içinde geçmektedir. Bu sebeple konunun evrensel bir yanı olduğu söylenebilir. 

İnsanlığın hayatında ilk çalışma biçiminin geniş anlamlı tarım ve ilk yerleşme düzeninin de köy oluşu, şehirlerin kuruluşu ve gelişmesi ile köy arasında bağlar kurulmasını zorunlu kılmıştır. Geçmişte olduğu gibi günümüzde de “ticaret” ve “sanayi” ilk ikiz olan “şehir”i besleyen insan kaynağının köyden, başka bir deyişle tarım alanlarından geldiği görülür. Bu sebeple, köyden şehre göç konusu, özellikle böyle bir oluşun meseleleriyle karşı karşıya bulunan az gelişmiş ülkeler için önem kazanmaktadır. 

1800 yılından bu yana dünyadaki nüfus artışı ile şehirlerde oturanlar oranı karşılaştırılacak olursa, şehirlerde oturanlar sayısındaki büyümenin daima dünyadaki nüfus artışından daha fazla olduğu görülecektir. Asya ve Afkira kıt’alarında da 100.000 ve daha fazla nüfuslu şehirlerde yaşayanlar sayısının devamlı bir artış gösterdiği gözden kaçmamaktadır. Bu gelişmenin yanı sıra tarımda çalışan faal nüfus oranının da devamlı bir azalma gösterdiği günümüzün gelişmiş ülkelerinde izlemekteyiz. 1850 yılından 1950 yılına bu oranın A.B.D nde %65 tüen %13 e, İngilterede %5 e, Fransada %55 ten %30 a ve S.S.C.B nde de %85 ten %45 e düşmüş olması bir yanı ile de şehirleşmenin sonucudur. 

1950 yılında tarımda çalışan faal nüfusun kıt’alar bakımından ortalamasının önümüze serildiği tablo şudur:

 

Afrika  %75                         Amerika  %34
Asya   %73                          Okyanusya  %17
Avrupa                 %38                       Dünya ortalaması %59

Bu tablo, Afrika ve Asya ülkelerinde şehirleşme potansiyelinin henüz başlangıcında bulunulduğunu ortaya koymaktadır. 

Şehrin çekiciliği

Köyden şehre göç olayı, genellikle kabul edildiği gibi “köyün iticiliği” ile “şehrin çekiciliği” tarafından etkilenmektedir. Tarım alanlarındaki hızlı nüfus artışının çalışanlar sayısının sınırlandırılması, tarım alanlarındaki hızlı nüfus artışının çalışanlar sayısının sınırlandırılması, şehirdeki yüksek ücretler, köy ile şehir arasında kütle halinde nüfus hareketlerinin meydana geldiği görülür. Genel eğilim, şehirde bir iş bulduktan ve bir mesken edindikten sonra şehre yerleşmektedir. Ailenin genç unsurları için özlenen mutlu bir yarın, başta eğitim ve öğretim imkanı olmak üzere, ancak şehre yerleşmekle gerçekleştirilebilir. 

Köylü hayatından şehirli yaşayışına geçi sosyal, psikoloijik ve fizik bakımından uyma (intibak) güçlükleri ortaya çıkarır. Tarım faaliyetinin ve tabiat şartlarının etkilendiği bir ortamdaki akraba ve komşu münasebetlerinin, karşılıklı yardım ve dayanışmanın yerini ölçülü zamanların düzenlediği bir iş hayatı ile menfaatlerin yön verdiği beşeri münasebetleridir. Alışılmış düzeni sürdürebilmek için belli işlerde ve yerlerde çalışıp oturma eğilimi bu yüzden ortaya çıkar. 

Köyden şehre göçün aile yapısındaki etkileri bizim bakımımızdan en ilginç olanıdır. Şehirdeki şartların, kadının ev dışında çalışmasının ve yeni değer yargılarının ortaya çıktığı durumlar şöyle özetlenebilir: 

1 – Şehre göçle birlikte baba otoritesine dayanan, birkaç aile çekirdeğini bir arada barındıran, aynı çatı altında aynı kazandan yemek yiyen “büyük aile” parçalanmaktadır. Bunun yerini “modern aile ”  dediğimiz, ana ve baba ile evlenmemiş çocuklardan meydana gelen aile almaktadır. 

2- Aile içinde kanının yeri, şehirdeki yaşayışın ve yeni değer yargılarının etkisiyle erkekle eşit olmaya doğru bir eğilim göstermektedir. Gerçi, köyle mülkiyet bağının devamı “poligami” için yeni bir gerekçe teşkil etmemekte ise de bu durumu geçici olarak nitelemek yerinde olur.

3-Köylü yaşayının “ço çocuklu aile”sinin yerini şehir hayatında “az çocuklu aile” almaktadır. Dün aile için bir külfet olmayan ve tarım çalışmalarını kolaylaştıran çocuğun, bugün bir yük olmaya başlamasının yanı sıra çocuğun geleceğinin düşünülmesi de sayı azlığında rol oynamaktadır. Şehre yerleşen köylü ailesi için mutlu bir gelecek, okuyup adam olacak çocuk tasavvuruna  sıkıca bağlı görünüyor. 

4 – Şehir hayatının “bekârlık tercihi”ni de arttırdığını söyliyebiliriz. Bir dayanışma, iktisadî işletme ve prestij unsurlarına bağlı olarak köydeki “evlilik tercihi”, şehir yaşayışı içinde dayanaklarından bir kısmını yitirmektedir.

 

Olay Türkiye açısından ele alındığı zaman, bu genel çizgilerin yanı sıra İkinci Dünya Savaşından sonra hız kazanan iç göçler karşımıza çıkar: Şehirli ve köylü nüfusları arasındaki oranın, devamlı olarak şehirde yaşayanlar lehine artmakta olduğu vakıası ile karşılaşırız. Türkiye’de köy ile şehir arasında resmî ölçülere göre alınan 2.000 nüfus ayrırımı göz önünde tutulursa 1950 nüfus sayımında %25 olan şehirli nüfusunun, 1955 ve 1960 sayımlarında sırasıyla %28.8 ve %31.9 olduğu görülür. Bu gelişmeye paralel olarak 1950 yılında sayısı 102 olan on bin ve daha fazla nüfuslu şehirlerimiz 1960 yılında 141 e yükselmiş, nüfusu yüz bini aşan şehirlerimizin sayısı 1950 yılında 5 iken 1960 yılında 9 olmuştur.

 

Gerçi az gelişmiş ülkelerde olduğu gibi Türkiyede de “şehirleşeme”, sanayileşmeye kıyasla daha hızlıdır. Çoğu hallerde tarımdaki “gizli işsizlik” köyden şehre göçün bir sonucu olarak ya “açık işsizlik” halini almakta, ya da gezici satıcıların ve hizmetlilerin sayısını çoğaltmaktadır. Öte yandan, şehirlerdeki nüfus artışının “şehirli” artışından daha fazla olduğu da söylenebilir. Kötümser bir gözle olaya bakanlar, şehirleşmen yerine bir nüfus birikmesinden ve büyük şehirlerin çevresini kuşatan gecekondulardan şikayet edebilirler. 

Sonuç

 

Hiçbir sosyal gelişme sıkıntısız olmamıştır. Elbette köyden şehre göç hareketine bağlı olarak çeşitli meseleler ortaya çıkacaktır, bir süre için mevcut düzen ve denge bozulacaktır. Bütün bunlar, bir geçiş döneminin kaçınılmaz olaylarıdır. Günümüzün gelişmiş ülkeleri bu yollardan geçerek dengeli toplum halini aldıkları gibi az gelişmiş ülkeler de kalkınmalarını ancak şehirleşmenin sıkıntılarına göğüsliyerek gerçekleştireceklerdir. 

Özet olarak denilebilir ki, köyden şehre göç hareketi karşı konulacak bir hareket değil, düzenlenecek ve yön verilecek bir hak ettir. Bölge plâncılığı, akıl ve ilim yolu ile olaya müdahalenin bir aracı olarak karşımızda durmaktadır..