Kadın Gevezeliği

Anton Chekhov

Genç bir kadın olan ve o sabah Kırımdan gelmiş bulunan Natalya Mihaylovna öğle yemeği yiyor ve hiç durmadan kocasına Kırımın güzelliklerini anlatıyordu. Sevinmiş olan kocası, karısının heyecan dolu yüzüne sevgi ile bakıyor; onu dinliyor, arada sırada da ona sualler soruyordu. Lâf arasında:

-          Diyorlar ki Kırımda hayat çok pahalı imiş?. Dedi.

-          Bilmem ki ne diyeyim?. Bence, şekerim, oradaki hayat pahalılığını büyütüyorlar. Şeytan onu tasvir ettikleri gibi korkunç değildir. Meselâ biz Jülya Petrovna ile çok rahat ve konforlu bir evi yirmi rubleye tutmuştuk. Yavrucağım her şeyi, yaşamasını bilmiye bağlıdır. Tabiî dağlara filan, meselâ Ay- Petriye çıkmıya kalkar, beygir, kılavuz tutarsan elbette o zaman pahalıya mal olur.  Hem de müthiş pahalı!. Tepeleri öyle dumanlı, öyle dumanlı, öyle dumanlı ki… Eteklerinde ise kayalar… Ve çamlar… Ah, hatırlamasını bile istemiyorum.

-          Ha, bak hatırıma gelmişken söyliyeyim… Sen yokken ben bir mecmuada, oradaki kılavuzlar dair bir yazı okudum. Bunlar ne edebsiz adamlarmış!. Kuzum bunlar gerçekten de öyle olağanüstü insanlar mı?.

Natalya Petrova tiksindi ile suratını buruşturdu ve başını salladı:

-          Basbayağı kılavuz işte. Hiçbir hususiyetleri yok... Zaten ben onları uzaktan, belli belirsiz görmüştüm. Onları bana gösterdilerdi amma ben aldırış etmemiştim. Şekerim, zaten bu çeşid insanlara eskidenberi hiç sempatim yoktur.

-  Söylediklerine göre bunlar müthiş birer Donjuanmış!.

-  Olabilir… Öyle iğrenç kadınlar var ki…

 

Natalya Petrovna, güya korkunç bir şey hatırlamış gibi birdenbire yerinden fırladı, ürkmüş bakışlarla yarım dakika kadar kocasını süzdü, sonra her kelimeyi uzatarak:

 

-          Vastçka sana, ne ahlâksız kadınlar bulunduğunu anlatayım, dedi. Ah ne ahlâksız kadınlar! Hem de aşağı ve orta tabakadan değil de, şu kurumlarından geçilmeyen aristokrat kadınlardan bahsediyorum. Müthiş bir şey. Âdetâ gözlerime inanamamıştım… Ölsem yine hatırımdan çıkmıyacak!. İnsan nasıl da bu kadar aşırı gidebilir, bilmem ki… Vasiçka, canım anlatmak bile istemiyor. Meselâ yol arkadaşım Jülya Petrovna’yı alalım… Bunun fevkalâde iyi bir kocası iki de çocuğu var. İyi bir aileye mensup, her zaman da namusluluk taslar, durur… Bir gün ne olsa beğenirsin?.. Amma şekerim, tabiî enstrenous (1) kimseye söylemeyeceğine namusun üzerine söz verir  misin?.

-          Allah Allah…  Tabiî canım kimseye söylemem!.

-          Namusun üzerine söz veriyor musun?.. Bak karışmam! Sana inanıyorum…

Kadın elindeki çatalı bir kenara bıraktı, yüzüne esrarlı bir mâna vererek fısıltı ile anlatmaya başladı:

- Bak şöyle bir şey oldu.. Bu Jülya Petrovna adğa gitmişti. Hava ok güzeldi. O kılavuzile önde gidiyordu. Bir az geriden de ben gidiyordum. Üç, dört verset gitmiş, ya gitmemiştik, biliyor musun Vesiçka, birdenbire Jülya haykırdı ve göğsünü tuttu, yanındaki kılavuz onu belinden yakaladı, yoksa eğerden yuvarlanıp gidecekti. Ben de kılavuzumla yanına koştum. Ne var? Ne oluyorsun?. dedim.  Arkadaşım: “Ah diye bağırıyordum, ölüyorum. Üstüme bir fenalık geldi… Daha fazla gidemem!” ne kadar korktuğumu tahmin edemezsin!.. Şu halde geri gidelim dedim. “Hayır Natalle (2) dedi, geri gidemem!.. Bir adım daha atsam mutlaka sancıdan ölürüm. Üzerime bir ispazmoz geldi” Arkadaşım bunları söyledikten sonra, Allah rizası için şehre dönüp odasındaki damlaları alıp getirmemiz için bana kılavuzumuz Süleymana yalvarmıya başladı.

Kocası alnını kaşıyarak:

-          Dur hele, diye mırıldandı. Seni pekte anlamıyorum. Sen bundan önce şu kılavuzları ancak uzaktan gördüğünü söylemiştin!.. şimdi ise Süleyman adlı birinden bahsediyorsun…

 

Kadın hiç bozulmadan suratını ekşitti.

 

-          Aman sen de, yine kelimelere takılıyorsun!.. Hakkımda şüphe edilmesine dayanamam! Dayanamam! Budalaca bir hareket vesselam!.

-          Takıldığımız falan yok amma.. Ne diye yalan söylüyorsun? Tatarlarla dağlara çıkmışsın, pekâlâ!. Amma yalana ne lüzum var?.

Kadın öfkelendi:

-          Hiç!  Tuhaf adam!. Süleymanı kıskanıyor!. Kılavuzsuz dağlara nasıl gidebileceğini düşünüyorum! Mademki oradaki yaşama tarzını, bilmiyorsun, anlamıyorsun, sus bari! Ağzını kapa! İnsanın yanında kılavuz olmadan oradan adım bile atamaz!

- Daha neler?

-          Rize ederim, öyle aptal aptal sırıtma!. Beni Jülia değilim. Ben onu mazur görmüyorum. Gerçi ben de melek olduğum iddiasında değilim amma, o kadar da aşırı gidenlerden değilim. Benim Süleyman hiçbir zaman haddini tecavüz etmiş değildir. Hayır! Meselâ Mehmetkul, Jüliya’nın yanından hiç ayrılmadığı halde, saat onbiri çalar çalmaz ben: “E haydi bakalım Süleyman, marş!” kumandasını verirdim. Benim budala Tatarım da kalkıp giderdi. Şekerim, ben onu hep yumruk altında tutardım. Meselâ paradan veyahut bir başka şeyden söz açtı mı, ben derhal “Ne?, Nasıl?” diye ona bir çıkışırdım. Onun da korkudan ödü patlardı. Hah, Hah Hah… Bilsen Vesiçka, gözleri kömür gibi simsiyah… Öyle gülünç, öyle budalaca bir yüzü var ki… Ben onu öyle bir baskı altında tutardım ki.. Na..

  Kocası, elmek hamurundan yaptığı yuvarlaklarla oynıyarak..

  • Tahmin ediyorum. Diye mırılandı
  • Seninki de saçma Vasiçka! Ben senin düşüncelerini biliyorum.. Ne düşündüğünü tahmin ediyorum. Amma seni temin ederim ki gezinti zamanlarında bile haddini bilirdi. Mesela dağa veyahut Uçansu şelalesine gidiyoruz, ben ona daima: “Süleyman arkadan geleceksin! Dikkat et!” ihtarında bulunurdum. O zavallı  da daima arkadan gelirdi, hatta..En hissi yerlerde bile ben ona: “Ne olursa olsun bir Tatar olduğunu, benim de bir devlet müşavirinin karısı bulunduğumu unutmıyacaksın!” demekten geri kalmazdım. Hah hah!

Kadın bir kahkaha attı, sonra acele tarafından bir göz gezdirdi ve yüzünde korkmuş bir ifade vererek fısıldadı:

  • Amma Jüliya! Ah şu Jüliya! Vasiçka ben anlarım, insan hayattan niçin biraz kâm almasın, niçin eğlenmesin? Bütün bunlar mümkün…Şakalaş, seni kimse ayıplamaz, amma bunları ciddiye almak, hadiseler çıkarmak… Hayır, ne dersen, de ammâ, ben bunu anlamam! Düşün ki, kıskanıyordu.. Budalaca bir hareket değil mi? Bir gün Mehmetkul aşka gelmişti, Jüliya evde yoktu. Tabii bende Mehmetkulu kendi odama çağırdım. Şuradan buradan konuşmaya başladık.Biliyor musun onlar çok hoş insanlar.. Farkına varmadan geceyi geçirdik derken, birden bire içeri Jüliya girdi. Bana, Mehmetkula bir saldırdı.. Bir takım numaralar yaptı. Doğrusu Vasiçka bunu bir türlü anlamıyorum.

Vasiçka öksürdü, kaşlarını çattı ve odanın içinde dolaşmıya başladı. Acı bir gülümseyişle:

  • Diyecek yok doğrusu, dedi, orada neşeli vakit geçirmişsiniz!

Natalya Mihaylovna gücendi:

  • Ne saçma şey, dedi. Senin ne düşündüğünü ben biliyorum. Sen her zaman böyle iğrenç şeyşer düşünürsün! Artık sana hiç bir şey anlatmayacağım! Hayır anlatmıyacağım.

 

 

 

 

1-      Aslında Fransızçadır: Aramızda.

2-      Fransızca yazılmıştır. Natalya demektir.