Hükûmetin İstifası

Ecvet Güresin

  Yeni Cumhurbaşkanının seçimi, hükümetin istifa edip etmemesi meselesini ortaya getiriyor.Demirel kabinesinde bir revizyonun yapılması konusu bütçeden önce grupta söz konusu edilmiş, ancak bu kabinenin, bütçesini geçirdikten sonra yenilenmesi prensibinde mutabakata varılmıştı. Aslında bu normal yol idi. Bütün sızıntılara beğenmezliklere rağmen bütçeyi hazırlayanların sorumluluğu yüklenenlerin işleri mali yılın sonuna dek yürütmeleri kadar tabii bir şey olamazdı. Ne var ki araya sayın Gürsel’in hastalığı girdi. Amerika tedavisi girdi ve beklenen revizyon yapılamadı. Bu arada grup içinde başlayan, ve daha kuvvetli bir hükümet kurulması için girişilen hareketler, muhtıralar, muhtıralara karşı mehil taleplerinin hep Cumhurbaşkanlığı meselesinin halline bağlandığı bilinmektedir.

  Şimdi yeni Cumhurbaşkanı seçilmiş, seçimle birlikte kabine revizyonu taahhütlerinin de yerine getirilmesinin zamanı gelmiştir. Hemen söylemek gerekir ki bir dönem içinde yeni bir Cumhurbaşkanı seçildiği takdirde hükümetin istifa edeceğine ve Cumhurbaşkanının yeniden Başbakan tayin  etmesi zorunluluğuna dair  Anayasada hüküm vardır,  ne de böyle bir uygulama daha önce siyasi hayatımızda yer almıştır.Bakanlar Kurulunun kuruluşundan bahseden Anayasanın 102 nci maddesi sadece Başbakan ile Bakanların nasıl atanacağını genel sınırlar içinde ortaya koyar. Bu bakımdan Anayasaya göre, sayın Demirel’in Cumhurbaşkanına istifasını derhal vermesi gerekir gibi bir iddiada bulunmak her halde gerek hukuk mantığına ve gerekse çok partili parlamenter düzenlerdeki gelenekmiş uygulamalara aykırı düşüyor. Meseleye bu açıdan baktığımız zaman durum şudur;

   Yeni bir Cumhurbaşkanı seçilmiştir. Cumhurbaşkanı, Anayasaya göre devletin başıdır, gerekli gördükçe yürütme organına da başkanlık edecektir. Ayrıca 102 nci maddenin ikinci fıkrasına göre de Başbakan Cumhurbaşkanınca atanmaktadır. O halde yeni bir seçimden sonra Başbakanı atayacak Devlet Başkanına, atama için serbestlik tanımak gerekmez mi? Gerçi denilebilir ki madem ki Mecliste bir parti çoğunluktadır ve nasıl olsa yeni Cumhurbaşkanı da Başbakanlık görevini iktidar partisinin Genel Başkanına,  ya da partinin kendi içinden kabul edeceği bir kişiye verecektir, o halde formalitelerle, şekilcilikle zaman kaybına ne lüzum var? Lüzumu var, zira konuyu sadece bugünkü gerçekler içinde düşünmemek gerek. Farzedelim ki AP çoğunlukta değil de, 1965’ten önce olduğu gibi partiler dengesi kanatların ağırlıklarına göre değişiyor. O zaman ne olacak? Cumhurbaşkanı, buhranların patlak vermemesi için elbette Parlâmantonun o günkü durumuna bakarak hükümetin yeni dengeye uygun şekilde kurulmasını isteyecek. İsteyecek zira sorumsuzluğunun yanında Devlet Başkanı partiler üstü hakem durumundadır, yürütme organının memleket işlerini en iyi şekilde yürütebilmesi için devletin başı olarak müdahalelerde bulunabilmektedir.

   Meseleyi sadece bugüne göre değil, gelecekteki ihtimalleri de kapsayacak ölçüde ele alınca ister istemez şu sonuca varıyoruz; dönem içinde yeni Cumhurbaşkanı seçildiği takdirde Devlet Başkanına yeni bir Başbakan tayini serbestisi verilmesi ve hükümetin istifa geleneği siyasi uygulamada yerleşmelidir.

   Bugünkü Demirel hükümeti, böyle bir geleneği yerleştirirse zayıflamak değil, aksine takdir toplayacaktır. Kaldı ki sayın Demirel böylece hükümetteki zafiyet unsurlarını da rahatça saf dışı edebilmek imkanını kazanacaktır ki bu kendisinden başka temsil ettiği partinin geleceği için de faydalı olacaktır.

  İstifa yolunu açmamak, kabine dışı bırakılanların hüsümetini çekmemek ve grupta yeni gürültüler çıkmasını önlemek gibi çok bilmişlerden gelen tavsiyeler aslında kuvvetlenmeyi engelleyecek formüllerdir ve ilerde bunların yanlış olduğu anlaşılacaktır