Anadolu Evliyaları

Nezihe Araz

   Vezirhanın iç sokağındaki köşede, hanın duvarında bitişik, on basamakla inilen tonozlu bir mahzende bir fetih askerinin kabri bulunmaktadır. Dokuz yüz elli üç yılına kadar bu yeraltındaki kabrin kitabesi yoktu. Amma cemmi cümle bu kabrin fetih askerlerinden Ali Babaya ait olduğunu biliyordu. Vezirhanına bitişik küçücük ahşa evlerden birinde birinde ihtiyar bir kadın oturuyordu. Fakirdi, kimsesizizdi, onun bunun yardımıyla geçinirdi. İşte bu kadın Ali Babanın gönüllü türbedarıydı. Kabri süpürür, temizler, mum uyandırır, çiçekler dikerdi.

   Bazan hasta, bazan pek yorgun oluyordu. O zamanlar çaresiz Ali Baba ile meşgul olamazdı. Arası uzadı, birkaç günler hanım ortalıkta görünmedi mi Ali Baba geliyor ve onu rüyasında ziyaret ediyordu.

   Ben bu temiz yüzlü fakir türbedarı gidip görmüştüm. Bana uzun uzun rüyalarını anlatmış, halleşip dertleşmişti. Dokuz yüz elli üçte, hatırlarsınız, beşyüzüncü fetih yıldönümünün kutlamak için hazırlıklar yapılıyor, şehit türbe ve kabirleri de tamir ediliyordu. Türbedar hanımın tabii bunlardan haberi yok, belki okuma yazma bile bilmiyor. Ne radyosu var, hatta ne elektriği.. Bir geceyi Ali Babayı rüyasında görüyor: “Söyle onlara benim kabrimi de düzeltsinler!” diyor. Söylesin amma kime? Türbedarhanım düşünüp dururken Ali Baba yine dönüyor. “Komşumuz eskici var ya.. ona söyle, o da onlara söylesin, benim de kabrimi düzeltsinler” diye dayatıyor. O ona derken.. kabirleri tamir edenler de vezirhanı duvarındaki evliyadan haberdar oluyorlar. Kabir onarılıyor.

    Türbedar hanıma sorarsanız, o, “Ali Baba Sultan Fatih ordusunun mehterhanesindendir” diyor. Kendisi Abdülhamit zamanında mehterhaneyi görmüş bana aynı kıyafetle görünüyor, elinde de zilli işaret değneği var, diyor.

   Ali Bana, ordunun çenk gülbankini çekermiş, her halde sesi de güzel, gür ve gayrete getiren cinstenmiş.

   Bilmem siz eski ordunun cenk gülbankini hiç duydunuz mu? Vaktiyle, mehterhaneni bir gülbankçisi olurmuş. Gülbankçi, takımın ortasına geçer, baş keser, birar duru ve sonra kuvvetli bir sesle başlarmış:

   “Vakt-i sürur mehter baş!”

   Bunun üzerine mehterbaşı Hazırol! Emri verir, sonra “Yallah” dermiş.

   Mehter takımı, peşrevler, besteler, ağır yürük semailer çalar, ordu “Kerim Allah, Rahim Allah” diye ağır ağır yürürmüş.

   Gülbankler, nöbetten sonra çekilirmiş. Cenk gülbanki, adi günlerin gülbankinden biraz daha farklı olurmuş. İnna fetahnaleke fethan mübina.. dan sonra, Ey padişah-u aleyke avnullah. Sensin haris-i din-i mübin. Haris-i şeriatulah. Uğurun açık olsun ey padişahım.. diye devam ediyor.

   Kuslar hafif vurmaya başlıyo. Asker Allah Allah, diye dem tutuyor, Gülbank devam ediyor:

   Eli kan, kılıcı kan, sinesi uryan, ciğeri püryan, meydan-ı şahadette Allah yoluna recan, gazay-ı şühedaya cemal-i hak görünür ayan, kahrımız, gazabımız düşmana ziyan; ya Rahman!. Sonra üçler, yediler kırklar.. ve derin bir Huuu… nidası ile cenk gülbanki sonra eriyor, ordular savaşa doğru yürüyor..

   Türbadar hanım, bütün bunları nereden biliyordu pek anlıyamadım. O da pek sarih bir cevap veremedi. Mahallenin küçük çocukları  Ali Baba kabrinin önünde oynayıp oynayıp yorulduğu zaman hanımın çiçek saksıları dibine oturur dinlenirmiş. O da bu fırsatı ganimet bilir bütün bunları çocuklara öğretir, anlatırmış. Gülbankin sonuna gelince de hep birden başlarlarmış, “Piran, mürşidan, aşikin, vasilin…”