Ah Şu Kadınlar

Lûtfi Ay

Tunç Yalman şahneye koyduğu oniki tabloluk bu oyunun en önemli özelliği kahramanlar arasında kırkaltı kadın bulunması

Şehir Tiyatrosu ilgi çekici bir Amerikan oyunuyla bütün İstanbul hanımlarını Tepebaşına topluyor. Yalnız hanımları mı?.. Hayır… Sahnede görünmedikleri halde bütün oyuna hâkim olan ve tam kırk altı kadını birbirine düşüren erkekleri de. Yalnız kadınların oynadığı ve evliliğin onlar için ne ince, ne karda güç sanat olduğunu gösteren bu güzel oyunun adı, tahmin edeceğiniz gibi, “Kadınlar” dır ve Bedia Akkoyunlu tarafından tanınmış Amerikalı kadın yazar Claire Boothe Luce’den dilimize çevrilmiştir. 

Kırk altı kadın sanatçılanın 12 tablo boyunca seyiriye anlatmak istedikleri yalnız bu değildir. Yazar, bütün oyun boyunca, önem verdiöği şu nokta üzerinde ısrarla durmuştur: Kadınların kadınlardan çektikleri. Amerikan toplumunda kadının yerini, günlük hayatını, zaaflarını, alışkanlıklarını, hangi etkiler altında hareket ettiğini çok iyi bilen, mükemmel bir psikolog da olan yazar, aile mutluluğunu bozan sebeplerin başında sosyete dedikodularını, çok defa iyi nite dayanmıyan  maksatlı öğütleri, kıskançlıklar, tahrikler yüzünden onur meselesi haline getiren küçük hayal kırıklıklarını buluyor. 

Oyunun kahramanı Mrs. Stephen Halnes (Şirin Devrim), e varlıklı kocasının gene, güzel yalnız dişiğiyle yaşıyan bir manikürcü kıza (Gül Gülgûr) kapıldığını en yakından arkadaşı (Gönül Ülkü) dolambaçlı bir yoldan hissetiriyor. Genç kadın durumu bir an inceleyince, kocasının bu yosma ile işi bir hayli ilerlettiğini, sosyete hayatının mecburiyetleri altında kolayca gizlenebilen, bir metres hayatı yaşamıya başladığını öğrenmekte gecikmiyor. Biraz sabır, biraz hoşgörü, biraz da tatlılıkla ayıbını yüzüne vurmadan, kocasını bu geçici hevesten kurtulması çok daha kolayken gururuna kapılıyor, dikine gidiyor, çocuğunu da gözü görmeyerek boşanmayı tercih ediyor. Ama çok geçmeden yanlış bir iş yaptığını anlıyor. Hâlâ sevdiğini kocasının, kendisine lâyık olmıyan bir basit kadının elinde oyuncak olduğunu görüyor. İlkin yapmadığı mücadeleyi sonradan yapıyor, manikürcü dilberin, biraz servet, biraz mevki görünce ne marifetler göstermiye kalkıştığını meydana çıkarıyor ve pek kolay kaybettiği kocasını, iki yıllık bir ayrılıktan sonra, zekâsını işleterek yeniden kazanıyor.



Görüldüğü gibi “Kadınlar”, yalnız Amerikan kadınının değil, çağımızdaki bütün kadınların paylaşabilecekleri bir takım gerçeklere dokunuyor, Jimlastik salonu, kolayca boşanmak isteyen Amerikalıların buluştukları Reno’daki otel bir yana bırakılırsa, benzeri olaylar zamanımızda her memlekette pekalâ gerçekleşebilir. Mrs. Halnes de, geleneklere bağlı, iyi yetişmiş, varlıklı bir ailenin kızı olduğuna göre, Avrupa burjuvazisinde benzerlerine çok rastlanabilecek bir kadın tipidir. 

Oyun 1938 de New – York’ta ilk defa oynandığı zaman “New York Times” in ünlü eleştirmecisi Brooks Atkinson bu oyunu sevmemiş, yazarı, kendi cinsine karşı çok iğneli, garazlı bir dil kullanmakla suçlamış. Olabilir… Ama sahnede gördüğümüz oyun, dinlediğimiz metin bir sosyal hiciv komedisinin gerektirdiğinden fazla kırıcı, yıkıcı değildir.  Hele Mrs. Claire Boothe Luce gibi Amerika Birleşik Devletlerinin Roma Büyükelçiliğini yapacak kültürde ve olgunlukta görülmüş bir hanım garazla hareket edeceğine, gerçekleri belirtmekten başka bir maksatla oyun yazacağına ihtimal verilmez. Kaldı ki oyunun iki yıl afişte kalması, filminin de çevrilmesi kendi yurtddaşlarının da başka türlü düşünmemiş olduklarını açıkça göstermiştir. 

“Kadınlar” gibi 46 kişisi, 12 tablosu olan bir oyunu sahneye koymak kolay iş değildir: tunç Yalman 46 kadın bulmakta zorluk çekmediği gibi, bellibaşlı karakterleri onları hakkıyla canlandıracak sanatçılara dağıtmayı, bu sayede oyuna, dağınıklığı içinde, bir üslup ve ifade bütünlüğü kazandırmayı başarmış, zevkle seyredilen bir temsil hazırlamıştır. Yazık ki, dekorlar, böyle bir oyunun gerektirdiği zenginlikte değirdir. (hele banyo sahnesi) kostümler ise Şehir Tiyatrosu sahnelerinde gördüklerimizin en iyilerinden sayılacak kadar zevkli ve gösterişlidir. 

Kırk altı rolün kırt altı sanatçısından da söz etmeğe burada elbette imkân yoktur. Ama oyuna havasını, rengini veren bellibaşlı roller üzerinde durabilirim. Başrolde Şirin Devrim, ölçülü, zarif bir oyunla Mrs. Haines’i canlandırmıştır. Arkadaşlarından dedikoducu Sylvia’da Gönül Ülkü, durmadan gebe kalan Emily’de Şükrüye Atav, geveze Olga’da Melâhat İçli, kültür fizik öğretmeni’nde Suna Pekuysal güzel tipler çizmişler, hele Beddia Muvahhit Kontes de Lage’da en güzel kompozisyonlardan birini gerçekleştirmiştir. Gül Gülgûn, fiziği kadar sahne imkânlarını da iyi kullanarak manikürcü dilber Crystal Allen’i kendi realiteleriyle canlandırmıştır. Nancy Blake’de Nur Sabuncu, Peggy’de Jeyan M. Ayral, Mrs. Morehead’de Şaziye Moral, Prenses Tamara’da Saadet Ellaçık İtinalı oyunlarıyla dikkati çekmişlerdi. 

“Kadınlar”ı bütün evli kadınlarımızın, hele aydın kadınlarımızın görmelerini isterdim, Ödevlerinin ne olduğunu, mutluluklarını korumanında her zaman kolay olmadığını anlamaları için….